ÇIRPINIŞ
Yaşamdan koparıp ölümün kucağına itiyor beni bu son çırpınışlar. Sonuçta tuzağa yapışan tarla faresini kurtaramazsınız ne kadar deneseniz de... Kurtarsanız bile başka yere yapışır, orada çırpınır yaşama tutunmak için ya da belki bütün enerjisini bir an önce tüketip işini daha hızlı bitirmek için. Yok, olmuyor. Pas tutan ellerim yazamıyor. Kelimeler vasat, kelimeler körelmiş bıçak gibi artık. Ne kadar bastırsam da iz bırakmıyor o kadar, okunmuyor eskisi kadar. Gitmeli artık denize atlamalı. Paslanacaksa da denizin dibinde paslanmalı, kimse görmemeli bunu. Gitmeli... Dışarı attım kendimi körelen kelimelerimi de yanıma alarak.. Sokak boyunca uzanan eski Rum evlerinin pürüzlü taşlarını kesen gözlerim köreliyor kanaya kanaya. Sahile inerken son kez yıldızlara bakan gözlerimden kopkoyu, kıpkızıl petrol akıyor. Fransız Michel'i göremiyor olsam da gözlerimin onun sürekli taktığı ressam şapkasının kan kızıl rengine boyandığını hissediyorum. Kızıl bir arka planda seyrediyorum...