ÇIRPINIŞ
Yaşamdan koparıp ölümün kucağına itiyor beni bu son çırpınışlar. Sonuçta tuzağa yapışan tarla faresini kurtaramazsınız ne kadar deneseniz de... Kurtarsanız bile başka yere yapışır, orada çırpınır yaşama tutunmak için ya da belki bütün enerjisini bir an önce tüketip işini daha hızlı bitirmek için. Yok, olmuyor. Pas tutan ellerim yazamıyor. Kelimeler vasat, kelimeler körelmiş bıçak gibi artık. Ne kadar bastırsam da iz bırakmıyor o kadar, okunmuyor eskisi kadar. Gitmeli artık denize atlamalı. Paslanacaksa da denizin dibinde paslanmalı, kimse görmemeli bunu. Gitmeli...
Dışarı attım kendimi körelen kelimelerimi de yanıma alarak.. Sokak boyunca uzanan eski Rum evlerinin pürüzlü taşlarını kesen gözlerim köreliyor kanaya kanaya. Sahile inerken son kez yıldızlara bakan gözlerimden kopkoyu, kıpkızıl petrol akıyor. Fransız Michel'i göremiyor olsam da gözlerimin onun sürekli taktığı ressam şapkasının kan kızıl rengine boyandığını hissediyorum. Kızıl bir arka planda seyrediyorum artık sokaklarında son kez dolaştığım kentimi. Balıkçı teknelerine, iskelelerine, taştan Rum evlerine son kez bakıyorum kanayan gözlerimle. Gözlerimin artık su yeşili rengini kaybettiğini, kendi kanımın koyu rengine büründüğünü anlıyorum. Koyu, kızıl ve yapışkan. Sahile doğru yürürken attığım her adımda giderek oyulan gözlerimden akan kızıl, yapışkan zehrin yüzüme akarken bıraktığı ılık hissiyat bir anda esmeye başlayan imbatla kayboluyor. Zehrin kuruduğunu hissediyorum. Yürümeye devam ediyorum. Sivri çakıl taşlarının nemini hissediyorum şimdi ayaklarımda. Burnumda kan ve iyot kokusu. Dudaklarımdaki yapışkan hissiyatı beraberinde sürükleyen imbatın serinliğini bile hissedemiyorum artık. Çatlak dudaklarımda kurumuş kanım. Ağzımı açamıyorum, konuşamıyorum, bağıramıyorum artık. Nemli taşlar giderek kayganlaşırken kıyıya vuran dalgaları duyamıyor kandan tıkanmış kulaklarım. Ayaklarıma vuran beyaz köpükleri son kez kızıl olarak görüyorum. Yürüyorum deniz yavaş yavaş çözüyor kuruyan kanımı. Yüzümün denize girdiği an gözlerimin çakmak tutulmuşçasına yandığını hissediyorum. Dibe batıyorum. Gözlerimin oyuklarından içeri giren tuzlu su gözlerimi yok ederken son kez yukarı, su yüzüne bakıyorum. Artık yıldızları göremiyorum.. Artık ne su yeşili gözlerim, ne zehrin koyu, yapışkan kızıllığı ne de denizin parlak siyahlığı var. Sadece mat bir karanlık. Zifiri ve siyah. Dibe batıyorum paslanarak. Karanlığın içinde çürüyor bedenim. Yıldızları göremiyorum...

Yorumlar
Yorum Gönder