MİLLER ÖTESİNDE...

                                                                                                                 
























  Eski, yıllanmış bir kent burası; çocukluğumun yazlarının geçtiği... Adını Ege'nin foklarından alan... Her şeyin başladığı kent.

Rum evlerinin taşlarını, sahildeki küçük balıkçı sandallarının üzerindeki isimleri, balıkçıların yorgun gözlerini, yüzlerindeki derin çizgileri anımsıyorum. Bisikletten ilk kez düştüğüm, dizimin ilk kanadığı, zeytinliklerinin arasında kaybolduğum, sahilinde şişeleri devirip eve sarhoş geldiğim, küçük pembe okulun bahçesindeki kuytu bankta gizlice ağladığım, gözlerine ilk kez baktığım kent... Bu kenti izliyorum şimdi Bugün hava açık. Midilli yine bir kayanın üzerinde denizi seyreden solgun yüzlü, sarı saçlı bir Rum kızı gibi...

Radyoyu açıyorum. Yunanca bir şarkı çalıyor. Bir an adın geçer gibi oluyor şarkıda. Sonra adının Yunancadan geldiğini anımsıyorum, gülümsüyorum. Naif bir sesle şarkıyı okuyan kadın keskin bir biçimde bitiriyor şarkıyı. O bitirir bitirmez Nikos Xilouris'in gür sesini duyuyorum. "Hilia Miria Kimata Makria T'aivali..."

Ah Nikos! Şarkıda yarattığın adam şimdi hangi adadan bakıyor Aivali'ye? Kim bilir kaç bin mil uzaktan seyrediyor koparıldığı yurdunu...

O tarih derslerinde gördüğümüz mübadele yılları... 

Bir süre, alıştığı her şeyden bir anda koparılan ve başka topraklara yollanan bu adamı düşünüyorum. Sonra tekrar seni..

Gözlerini düşünüyorum. Gözlerin uzak. Gözlerin miller ötesinde...

Adını bilmediğim bu adamın Aivali'ye baktığı gibi bakıyorum gözlerine. O Aivali'den uzakta, ben gözlerinden...

"Ayvalık'tan binlerce mil uzakta

Tuzlu günler ve güneş hep oradadır

Ermeni ve Makedon kuşlarla..."


Ben yurdundan koparılan kederli Yunan, sen ise siyah denizin ötelerindeki Aivali...


Hilia Miria Kimata: https://www.youtube.com/watch?v=Tq0_h0784Xo

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

HARP

ÇIRPINIŞ

TREN ALTINDA...!