DOLUNAYLI BOĞUK GECENİN METAFORU

                                                                                                                 













  Kadının ağzından çıkan sözler karmakarışık. Söylediği her şey anlamsız geliyor kulağa. Birtakım simgeler var sadece onu yansıtan. Gözleri bulanık, göremiyorum rengini ama koyu kahverengi sanırım. Düşünüyorum kadını. Şarap içer, acı kahkahalar atar, kitap okur, satırların altını çizer... Kadın konuşmaya devam ederken konuşmalarından anlam çıkarmak giderek zorlaşıyordu. Ama onu dinlemek hoşuma gidiyordu. Kadının bilincinin en derininden yansıyan bu düşünceler gözleri gibi bulanık ve karmakarışık. Metaforlar var sadece. Kadın metaforların içinde... 

  Anlaşılmadığını anladı. Acı bir kahkaha patlattı. Sigarasını yaktı. Gecenin boğuk sessizliği işçinde büsbütün sustu. Bir süre izledi karşısında duran kadehi. Kadeh neredeyse boş. İzmariti söndürdü. Küllerden bahsetti biraz. Şaraptan son bir yudum aldı ve sonra gitti. 

  Saniyeler sonra boğuk bir silah sesi duyuldu. Kadın köprünün üzerinde upuzun, gözleri açık...

  Dolunayın ışığı vuruyor siyah denize ve kadının gözlerine. Gözler bulanık değildi artık. Gözler oldukça keskin... Kadın kendini öldürerek eklemişti kendini bu dolunaylı, boğuk gecenin tablosuna. Kadın yeni bir metafor bırakmıştı geceye...

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

HARP

ÇIRPINIŞ

TREN ALTINDA...!