Kayıtlar

Mart, 2021 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

MİLLER ÖTESİNDE...

Resim
                                                                                                                    Eski, yıllanmış bir kent burası; çocukluğumun yazlarının geçtiği... Adını Ege'nin foklarından alan... Her şeyin başladığı kent. Rum evlerinin taşlarını, sahildeki küçük balıkçı sandallarının üzerindeki isimleri, balıkçıların yorgun gözlerini, yüzlerindeki derin çizgileri anımsıyorum. Bisikletten ilk kez düştüğüm, dizimin ilk kanadığı, zeytinliklerinin arasında kaybolduğum, sahilinde şişeleri devirip eve sarhoş geldiğim, küçük pembe okulun bahçesindeki...

GEREKSİZ BİR BAŞLANGIÇ

Resim
                                                                                                                                              Çoğu kişinin nefret ettiği pazartesi sempatik gelir bana. Sembolik bir başlangıç. Yine kendimize sözler verip bozacağız bugün de. Sonuçta her insan kendini kandırmayı sever. Öyle değil mi Yorgo? 

YAĞMURLU BİR AKŞAMIN HİKAYESİ: GECEYE VE SAÇLARA AĞIT

Resim
                                                                                                                     İradesizliğin, kontrolsüzlüğün karanlığı gece gibi çökmüştü gözlerinin altına. Kadın beyaz fayansların üzerine çökmüş, dizlerine kapanmış sessizce. Bir an kafasını kaldırdı. Yerdeki beyaz fayansların üzerinde birikmişti yolduğu bütün saçları. Kalın telli, düz, ve uzun.. Uzunca bir süre seyretti onları. Dolunay geceye yükselene kadar. Hıçkırıklara boğuldu gece. Ev boş. Bir arkadaşı girdi içeri. Önce kadına baktı. Sonra yerde hareketsizce duran saçlara...

BİR TRAGEDYANIN SONU: BUNDAN ÖTESİ NE İLGİNÇ, NE DE GERÇEK!

Resim
                                                                                                                    Kendimi kurtaramayacağımın farkına varmıştım. Bu çırpınışlar boşunaydı. Dibe batıyordum. Zaman geleceğe akarken ben uçurumdan düşer gibi düşüyorum geçmişe. Yaşamım bir deniz, geçmişim ise ayağıma bağladığım bir kayadır beni dibe çeken. Kendime verdiğim bütün sözleri bozuyorum bugün. Varlığımla yok ediyorum kendimi yeteneklice. Bu son tragedya. Sonrası yok. Çehov'dan okuduğum bir cümleyle sonlandırıyorum bu paragrafı da: "Eh, bundan ötesi ne ilginç, ne de gerçek!"

KAN, KÜL VE ŞARAP

Resim
                                                                                                                     Alnından kurşunlanmış bir devrimcinin kanı gibi aktı zaman. Ve bir kez daha galip geldi intihar cesarete... Kül tablasındaki bitirilmemiş sigara kendini tüketirken ağır ağır, dumanı sislerle örtüyordu odayı. Masadaki bitirilmemiş şarap, kadehinin içinde hareketsizce durup izliyordu bu sahneyi. Yerde uzunca yatan kadının ağzından kan ağır ağır sızarken tütün tüketmişti kendini. Pencereden esen rüzgar tablanın içindeki külleri savuruyordu kanın üzerine doğru. Kan kül ve şarap. Kızıl ve gri... Bu sahneden geriye kalanlar. Küller kadının kanının içinde önce kızıllaştı ve ağır ağır karar...

SON ŞARABIN LEKESİ

Resim
                                                                                                                  Kadının dudağında son şarabın lekesi. İnce parmaklarından süzülüyor  gelişigüzel sarılmış tütünün dumanı Bilincine bir bıçak gibi saplanırken geçmiş zaman, Ruhunu kurban ediyor geleceğe.. Tütününden bir duman alırken yokluyor onu geçmiş. Geçmişte yaşayan bir kadın... Bilinci ruhunu ağır ağır kemiriyor. Ve kadın yaşayarak öldürüyor kendini...